Bir Biyografi Yazarına Mektuplar – Joyce Carol Oates

İngilizceden Çeviren: Zeynep Rade

MEKTUPLAR

Greg Johnson, 1975’te intihar eden profesörü hakkında Oates’e mektup yazıp, onun da karşılık vermesinden bu yana mektup aracılığıyla haberleşmeyi sürdürmüş. Başlarda odak noktası Oates iken zamanla Johnson’un yazılarından bahseden yazışmalar önce arkadaşlığa, derken dostluğa evrilmiş. Hatta Johnson’un 1998’de yayımladığı biyografi de bunun bir ürünü.

Oates, 2024 Mart’ında yayımlanacak kendi mektuplarından oluşan seçkiye yazdığı önsöze şunu yazmış: “Farkında olmadan, kasıtsız bir biçimde, Greg ve ben, 1975’ten beri ikimizin de hayal edemeyeceği bir tür çifte portre oluşturacağımızı, Greg’in yetişkin hayatımın ana muhabiri olacağını hayal dahi edemezdim.”

Bir Biyografi Yazarına Mektuplar, türünün en iyi örneklerinden olması bir yana, onlarca yıl boyunca daha somut bir şeye dönüşen günlük yaşama dair anlardan kesitler sunuyor bizlere.

The Review, 1995 yılına ait birkaç mektubu aşağıdaki gibi yayımlamış.

 

25 Ocak 1995

Sevgili Greg,

Çekici bulacağını düşündüğüm için bana fazladan gönderilen London Review’lardan birkaç taneyi ekliyorum. Bu, New York Review’un küçük bir versiyonu gibi − eleştiriler çok daha kısa ama hemen hemen aynı kalitede. Elaine [Showalter] sıklıkla burada yayımlanıyor.

Evet, [yayıncımdan] You Can’t Catch Me’yi göndermesini istedim. (Tristram’ı tanıyor musun?) Yorumların için teşekkürler! Benim için de enteresan, puzzle gibi bir deneyim oldu; bir “benliğin” başka bir “benlik” tarafından sahiplenilmesi…

. . . Bienen ailesi Evanston, Illinois’da yaşıyorlar, çok meşguller tabii ancak haberlerini alıyorum. Yakında görüşeceğiz umarım, Emily’nin yeni oyununun (Delaney kardeşlerden bir memoire uyarlaması) açılışı için Princeton’a dönecekler [Emily, Emily Mann’dı -GJ]. Benim açılış gecem 1 Şubat’ta. (Ama öncesinde iki gün ön gösterime katılmam gerekiyor, hatta birinin sonunda Deborah Tannen ve benim katılacağım bir “panel” olacak. Oyunum The Truth-Teller bir toplum-dilbilimci hakkında − Deborah hakkında değil!)

Pazar günü Betsey Hansell ve eşi Cliff Ridley (Philadelphia Inquirer’da tiyatro eleştirmeni) ile Vişne Bahçesi’nin mükemmel performansını görmeden önce güzel bir akşam yemeği yedik. Betsey seninle yaptığı sohbetten çok keyif aldığını söyledi ve bana seni sordu. Bu arada OR kitabın ve diğer başarılarını büyük bir keyifle iltifatlara boğduk. (Acaba Betsey’i tanıyor musun? Muhtemelen fotoğraf albümünden hatırlamazsın. O ve ben Detroit/Windsor yıllarımda çok iyi arkadaştık. Sanki kardeşim gibi, ayrıca ikimiz de sanatla çok ilgiliyiz).

Lafı açılmışken: Ecco’nun[1] “sanatçılar üzerine yazarlar” serisi için George Bellows-Amerikalı Sanatçı adlı monografiyi yazarken gerçekten harika, sürükleyici ve büyüleyici birkaç hafta geçirdim. Daha önce hiç böyle bir şey yapmamıştım ama şimdi sanat tarihçilerine çok imrenir oldum. Bellows’un çalışmaları hayli çeşitli ve göz kamaştırıcı. Boks resimleri onun derhal üne kavuşmasını sağladı ancak bunlardan çok sayıda yapmadı; beni en çok etkileyen deniz ve manzara resimleri ile tuhaf, kimi kışkırtıcı portreleri oldu.

. . . The New Yorker için Jack Kerouac’ı –Reader, Selected Letters– incelemem istendi. İtiraf etmeliyim ki daha önce Kerouac’ı okumamıştım, sadece Yolda’ya göz gezdirmiş olmalıyım. Onun bu kadar bilinçli “edebi” tarafından haberim yoktu – kendisini, laf cambazı Thomas Wolfe’un gençlik hali olarak görüyor. Ama sonu hazin oldu… Kırk yedi yaşında alkolizmden, tükenmişlikten öldü. Yakın arkadaşları Beats Allen Ginsberg ve uğursuz William Burroughs hâlâ sapasağlam yaşarken üstelik.

. . . Foxfire’ın (güya) bir film haline getirileceğinden bahsetmiş miydim? Çekimler mart ayında Portland, Oregon’da başlıyor. Yapımcıyla ya da yapımcılardan biriyle, edebiyata meraklı bir kadınla bir yıl kadar önce Los Angeles’ta tanışmıştım ancak senaryoyla hiçbir bağlantım yok. Sanırım yalnızca mekânı değil, dönemi de değiştirecekler. Bu da çok farklı bir atmosfer demektir. Yönetmen daha önce adını hiç duymadığım bir kadın, Annette Heywood Parker.

Pagan Bebekler ve Julia Roberts planlarında gelişme var mı? Senaryoyu yazmanı isterlerse senin için “ilginç ve yeni bir deneyim” olabilir.

Jay Parini’nin Steinbeck biyografisini bana da gönderdiler ve eleştiri yazmamı istediler (New Yorker için) ancak hiç vaktim olmadığından reddettim. Steinbeck’in büyük bir kısmını yeniden okumak gerekecekti ki bu fena bir fikir olmasa da şu anda olmaz. Şık ve pahalı (yıllık 21.000 dolar!) Pomfret Okulu’nda, hiperventilasyonla geçirdiğim iki buçuk gün boyunca tek duyduğum “Nereye Gidiyorsun…” idi. İmdat!

Herkesin selamı var,

Joyce

 

Sevgililer Günü, 1995

Sevgili Greg,

. . . Umarım biyografi yazarım olarak hayal kırıklığına uğramazsın: People editörü dostumuz Lanny Jones, O.J. duruşmasında geçirdiğim birkaç günü yazmamı teklif etti ama ben reddettim. Korkarım Tyson yazısından da vazgeçtim ve yerime sadece boksu bilmekle kalmayıp aynı zamanda boksörlük de yapmış olan Thom Jones’u önerdim.

Maalesef Bill Gass’ın Tunnel kitabını New Yorker için değerlendirmeyi de Bill’in arkadaşım olduğu gerekçesiyle reddettim. (Buna Bill de şaşırabilir.)

Pagan Bebekler senaryosu romandan o kadar farklı ki, eminim filme çekilirse (umarım çekilir!) ortaya çıkacak hayal gücüne hayran kalacaksınız. (Lies of the Twins’ın onuncu dakikadan sonrasını henüz izleyemedim).

The Truth-Teller oyunu Times’ta “karışık” (ve afallatan) bir eleştiri aldı, oysa kapalı gişe oynuyor ve izleyiciler iyi vakit geçirtiyor gibi görünüyor. Eşcinsel bir grup oldukça eğlenceli bir gece geçirmiş, belli ki oyunu çok sevmişler. Tiyatro müdürü onlar için “Sahip olabileceğiniz en harika, en sempatik seyirciler” dedi. Oyun, diğer şeylerin yanı sıra cinsiyet değiştirme konusunu işlediği için bana beğenmeleri mantıklı geldi açıkçası. Ama gelgelelim eleştirmen ne cinsiyet ne de dilbilim temasını fark etmemiş, oysa dilbilim oyunun mihenk taşıydı. Her neyse, sanırım bu, tıpkı edebiyat dünyasında olduğu gibi, tiyatro oyunlarının da bir oyun yazarı ya da yazar tarafından kritik edilmemesinin sonucu.

Ray[2] iyi, annemin de keyfi yerinde görünüyor ancak korkarım babam pek iyi değil. Birçok rahatsızlığı var ama en önemlisi göz adalelerindeki dejenerasyon (kademeli körlük). Truth-Teller’a gelemediler ve yakın zamanda gelebileceklerinden de şüpheliyim. [Foxfire’da[3] hiç “yıldız” var mı? Gerçi çok düşük bütçeli bir film, “asteroit” daha uygun olabilir. Henüz tek kelime duymadım. [Aslında, çok genç Angelina Jolie filmde önemli bir rol oynadı, ancak o dönem henüz bir “yıldız” değildi. -GJ] . . .

Sevgiler,

Joyce

 

8 Mart 1995

Sevgili Greg,

Gönderdiğin paketten çıkan mektupları görünce neredeyse küçük dilimi yuttum! [üniversiteden arkadaşı Carol North ile birbirlerine yazdıkları mektuplar -GJ] Aman Tanrım. Onları bir sis bulutunun içinde okudum ve tekrar okudum − evet, bu benim sesim, gençlik halim, utandım! (ama sanırım “gençtim” − ilk mektuplar sırasında hâlâ ergenlik çağındaydım). (Aslında komik olduğu varsayılan [Güney] “şiveli” mektuplarımı okumak için kendimi daha fazla zorlayamadım ve “Bethlehem J. Hollis”in kim olduğuna dair hiçbir fikrim yok. Benim vaktiyle yazmış olduğum bir karakter sanırım.

Gömülü, kayıp benliklerimizle yüzleşmenin ne kadar kafa karıştırıcı olduğunu tahmin edemezsin; neyse en azından geçmişimde skandal ya da felaket yok. Aslında beni etkileyen Carol North’un bu mektupları neredeyse kırk yıl boyunca saklamış olması oldu. Hakikaten inanılmaz. Çoktan çöpe atılmış ya da bir köşede çürümeye bırakılmış sanırsın. (Carol’dan mektup almayalı yıllar olmuş. Bense o yıllarda bile ondan gelenleri sakladığımdan şüpheliyim). Ailemin Robin ve benim satranç oynadığımıza dair anısı konusunda yanılmışım. [Joyce bana kendisinin ve kardeşi Robin’in (Fred Jr.’ın çocukluk lakabı) satranç gibi sofistike bir oyunu asla oynamayacakları konusunda ısrar etmişti; “belki Parcheesi[4]”dir diye takılmıştı. Fred ve Carolina bana Joyce’un kaybettiğinde öfkeyle tüm satranç taşlarını fırlatıp attığını anlatmıştı. Nitekim Joyce, Carol North’a yazdığı bir mektupta Robin’le gerçekten de satranç oynadıklarını ve genellikle Robin’in kazandığını itiraf etmişti. -GJ] Robin’le arkadaşlığımızı hatırlıyorum (çoğunlukla yazları); açıkçası birbirimize oldukça düşkündük ve başka hiç kimseyle deneyimlemediğim kız kardeş / erkek kardeş gibiydik ve sürekli birbirimize espri yapardık. Robin çok eğlenceliydi! (Şimdilerde olgunlaştı ve yumuşak dilli, zeki ve biraz da dalgın bir “Fred Oates, Jr.[5]” haline geldi ve “Robin” hâlâ içinde belli belirsiz de olsa pusuda bekliyor. Sanırım artık yetişkinler olarak birbirimize ihtiyatla bakıp, yetişkinlerin huzurunda birbirimizin ergen tarafımızı ortaya sermeyeceğini umuyoruz!)

Bu mektupların, yapmacık lehçem de dahil olmak üzere, hantalca ve bilinçsiz bir mizah anlayışıyla Flannery O’Connor’ın mektuplarına benzemesi ne tuhaf değil mi? – yani bazı mektuplarına demek istedim.  Yine de O’Connor’ın hiçbir mektubunu o dönem okuduğumu sanmıyorum. Yani demek istediğim o zamanlar O’Connor’ın kalemini bilmiyordum; belli ki beni romanlarıyla tanıştıran Carol North olmuş.

. . . Genel olarak hayatımda olduğu gibi mektuplarımda da hâkim olan tema, zamanın akıp gitmesinden yakınmam; yani kendi zaman israfım (ki bu oldukça fazla − insanlar beni neden üretken sanıyor hiç bilmiyorum, sabah bir anda uçup gidiyor ve neredeyse hiçbir şey yapmamış oluyorum ya da bir gün önce yaptığımı hayal ettiğim şeyi yapmamış buluyorum kendimi) …

Allen Tate’in, Harvard, Princeton, Yale ve diğerlerinden bahsederken “sıradanlık geleneğine batmışlar” lafıyla ne demek istediğine dair en ufak bir fikrim yok. (Köle sahibi olmayan üniversiteler mi?)

. . . Ve John Updike, nihayet! Her nasılsa Bob [Phillips], John’u [Syracuse] Review için bir şiir yazmaya ikna etti. İnanılmaz.

. . . Times, sözde “kurban sanatı” (19 Şubat, Arts & Leisure) hakkındaki makalemle ilgili çok sayıda mektup aldı; bunların büyük bir kısmı öfke, hatta hınç doluymuş … hayli olumsuz anlayacağın. Bugünlerde pek çok şey gibi bu konu da siyasileştirildi.

Buraları epey hareketli: öncelikle Here She Is! – bu akşamki ilk ön gösterime Emily, Dan Halpern, Sallie Goodman da dahil olmak üzere bir grup insan gidiyoruz. Umarım eğlenceli geçer. (Gelemediğin için üzgünüm. Oyunların bazısı ilgini çekebilir. Ama yakında Ecco’dan çıkacak The Perfectionist: Other Plays kitabında hepsi mevcut. Kapağı da çok çarpıcı.)

… En sevdiğim oyunum olan Bad Girls, Georgia Üniversitesi’nde bir tiyatro tarafından sahnelenecek! Yani katılmamak için bahanen olmayacak gibi. 3-13 Mayıs tarihleri arasında yani biraz kısa süreli. Sanat yönetmeni August Staube adında biri.

Yine, Camille Paglia! [Paglia’ya biyografim için Oates’in çalışmaları hakkında yorum yapmak isteyip istemediğini sormuştum. -GJ] Ondan yaptığınız alıntıyı telefonda Elaine’e okudum ve Princeton’ın “feminist p.c.[6]”nin “yuvası” olduğu fikrine kahkahalarla katıldık. Elaine ve birkaç kişi dışında, İngilizce Bölümü oldukça sağlamdır. Neden birileri başkalarının kariyeri yüzünden “çılgına döner” hiç anlamam. Camille P. belli ki Ivy League’e sakinlerinden daha fazla değer veriyor.

Evet, babama yazıları büyük bir kitap gönder. Seksen birinci yaş günü 30 Mart’ta. Eminim hoşuna gider. Son zamanlarda yaşadığı sağlık sorunları onu çok yordu. Buffalo’daki derslere katılmaktan −kendi ifadesiyle “vazgeçmek”− vazgeçmek zorunda kaldı, oysa bu dersler onun için çok şey ifade ediyordu. (Rahatsızlıklar, görme yetisinin azalması, dondurucu soğukta Greyhound otobüsünü beklemek… Daha fazla dayanamadı. Onun için çok üzüldüm! Doğal olarak kendisine acınsın istemiyor). Sizden gelecek herhangi bir not, kart ya da Lucy’nin -cidden!- [Lucy benim evcil dachshund köpeğimdi. -GJ] bir fotoğrafı çok makbule geçecektir. (Aman sakın sağlık sorunlarından bahsetme!)

(Ray yeni Macintosh’uyla e-postanın gizemlerini çözme peşinde. Ya sen “çevrimiçi” misin? Buradan öyle görünüyor, en azından teoride…)

Çok sevgiler ve çok teşekkürler!

Joyce

 

25 Mart 1995

Sevgili Greg,

. . . Umarım 3, 4 ya da 5 Mayıs’a kadar (planlanan tarih bu) oyunum [Bad Girls] için Atina’ya gelebilirsin; ben birkaç prova ve birkaç gösteri için orada olmam lazım. Benim en sevdiğim oyunum bu! New York’un taşrasından (“Yewville”) Georgia şivesine (!) nakledilen bu oyunu görme düşüncesi beni hayli meraklandırıyor ve heyecanlandırıyor. Ray de umarım bir ya da iki günlüğüne bana katılacak.

Yeni evinin içi bayağı geniş olmalı. Çiçek vs. ekecek misin? Ray, gecenin dondurucu soğuğuna rağmen dışarı çıkmaya can atıyor; ilk marulunu ekmeden rahat edemedi. Genellikle Hopewell bölgesinde çok sert rüzgârlarda yürüyüşe ve koşmaya çıkıyoruz.

Ken Kesey! Hâlâ altmışlı yıllardan kalma. Saçları beyazlamış, kilo almış; kendini bir “savaşçı” olarak tanımlıyor; yaşadığı eyalette marihuananın yasallaşması için kampanyalar yapıyor; sahnede iyi huylu bir babacan varlığı var, ancak münazaralara adapte olabildiğini sanmıyorum. Sık sık hepimizin birbirimizi sevmesi gerektiğinden bahsetti. (Garip giyiniyor ama sadece biraz garip… rahatsız edici bir “karakter” değil. Kolunun altında kauçuktan bir somon balığı (?) taşıyor, bir tür bezden çanta gibi, oldukça gerçekçi görünümlü ve iyi bir sohbet malzemesi. Bana epey dostça davrandı, belli belirsiz olsa da; beni duyduğundan şüpheliyim, üstelik hiç zıtlaşan bir hali yoktu). Tulane Üniversitesi oldukça çekici, New Orleans bana hem Miami’yi hem de Los Angeles’ı hatırlattı (yüksek suç oranıyla birlikte)…

Bana göre e-posta tam senlik. Gerçi muhtemelen keşfetmemek senin için daha iyi olabilir çünkü bağımlısı olabilirsin (Elaine ve diğer tanıdıklarım gibi). Ben kesinlikle bağımlı olabilirim, o yüzden bilgisayardan uzak duruyorum, düzyazı kurguları yazdığım gibi mektupları da kâğıda yazmayı tercih ediyorum. E-posta, mektup ile telgraf arasında ya da sesli mesaj ile faks arasında bir yerde bulunan bir tür lezzetli post-edebiyat iletişim aracı.

Antaeus öyküm [“Şeytanın İşareti”] hakkındaki güzel yorumların için teşekkür ederim. Bu benim en sevdiklerimden biri ve Beni Her Zaman Sevecek Misin?’i (bildiğin gibi onu sana ithaf etmiştim) tamamlayacak.

Babam bu sabah telefonda kendini daha iyi hissettiğini söyledi, sesi de iyi geliyordu. Onun sözüne güveniyorum. Annemin de keyfi yerinde. Şu ara uçağa binme konusunda tereddütleri var − en başta havaalanına gitmek. Onları baharın sonuna kadar göremeyeceğiz, mayıs ayında Rochester’da bir konuşma yapacağım. Umarım onlara Lucy ile bir fotoğrafınızı göndermişsindir; eminim bayılmışlardır.

Mulvaneyler [We Were the Mulvaneys] yavaş ama yoğun bir şekilde ilerliyor; çok yoğun bir metin − şimdiden 112. sayfadayım ama daha hikâyenin sadece onda birini yazabildim. Yine de Corky romanı gibi  [Corky’s Price, What I Lived For adlı romanının ham başlığıydı -GJ] bu kitabın bana yük olmasına izin vermeyeceğim, yemin ederim…

Honey Brook 9 numara ahalisinden sevgiler…

Joyce

 

17 Nisan 1995

Sevgili Greg,

Diane’in ölümü bizi de şoke etti ve çok üzdü. [Diane Cleaver, menajerim, elli üç yaşında Greenwich Village’daki dairesinde aniden öldü. -GJ] . . . Bu korkunç bir şey, tek iyi yanı, acı çekmedi ve belki de ne olduğunu bile anlamadı.

. . . Güzel fotoğraflar için teşekkürler! Ev gerçekten çok etkileyici.

. . . “Seçilmiş bir dergiye” kesinlikle karşı değilim − sadece olasılıkları ya da mütevazı (?) olma konusunda tereddütlüyüm. (Aslında Tina Brown bana bunu sordu, ben de muğlak bir cevap vermiştim).

Annem ve babam nezaketine çok teşekkür ediyor ve her konuşmamızda bundan bahsediyor.

Çok nadiren e-posta atıyorum. Daha önce de söylediğim gibi, bu tür yazışmaları pek de önemsemiyorum.

Çok sevgiler,

Joyce

 

24 Nisan 1995

Sevgili Greg,

. . . Cuma günü görüşürüz (önden akşam yemeği? sonra oyun?). August Staube’den bir süredir haber yoktu dolayısıyla provaların nasıl gittiğini bilmiyorum. Bad Girls’te oyuncu seçimi çok önemli… Oyuncuları görür görmez felaket mi değil mi anında anlayacağım, bakalım. (Tiyatroda casting prodüksiyonun yüzde 90’ıdır. Oyuncu seçiminde hata olursa, insanlar ne kadar iyi oynarsa oynasın, telafisi pek mümkün değildir).

. . . Evet, babam kitaplara bayıldı. Sadece hatırlanmak bile onun için kâfi. Ders almasa da Buffalo Üniversitesi ile bağını koparmamak için çaba sarf ediyor; bu hafta sonu Allen Ginsberg ile birlikte arkadaşınız Camille Paglia’nın da katılacağı bir edebiyat festivaline gidecek. (Umarım “çıldırmaz” ve beni kendi evimde ele vermez…)

. . . Çok üzücü: PEN/Faulkner başka bir romancıya (“ilk romancı”) gitmekle kalmadı, Pulitzer da gitti. (PEN/Faulkner’a dört kitapla birlikte aday gösterildiğimi söylemiş miydim? Belki romanımın üzerinde başka bir yazarın adı olsaydı, daha iyi olabilirdi). Biraz endişeyle de olsa gelecek haftayı iple çekiyorum. (Evini ve Lucy’yi görmek çok istiyorum.)

Çok sevgiler,

Joyce

 

20 Mayıs 1995

Sevgili Greg,

The New Yorker’ın günlüğümle ilgilenmesini beklemiyordum doğrusu. Hangilerini alacaklarını çok merak ediyorum. Seçkisini yaptığın ve düzenlediğin için çok teşekkürler. Sihirli bir değneğin var galiba. Günlüğü tekrar okumadığım gibi, üzerinde düşünmekten bile kaçınıyorum; alçakgönüllülükten değil, “Ne amaca hizmet edecek?” hissinden. Yine de bir hatırat deposuna sahip olmak iyi bir fikir olmalı. Çoğu şey unutulmaya mahkûm olduğu için – faniliği müteakip unutulmak…

Evet, Georgia Rep Bad Girls için mükemmel bir prodüksiyon yapmış. Tüm oyuncuları ve August Staube’yi çok beğendim − çok enerjik, yaratıcı ve komikti. Rep’in sadece “yeni” oyunları ele alması kötü oldu, bu benim onlarla olan bağımı önemli ölçüde sınırlıyor. (Uzun, geniş kadrolu Thoreau orada uygun düşmezdi.) Bad Girls’ün bundan sonra nerede sahneleneceğinden emin değilim.

Guthrie Tiyatrosu az önce aradı ve 14 Temmuz-9 Eylül tarihleri arasında Albee’nin Zoo Story’si ile birlikte Tone Clusters’ı sahneleyeceklerini müjdeledi. Ama zaten çoktan dolmuş olan yaz aylarımın arasına Minneapolis’i sokabileceğimden şüpheliyim. Belki daha önce söylemişimdir ağustosta Connecticut Sharon Sahnesi’nde The Woman Who Laughed adlı yeni bir oyunumun prömiyeri var.

Bu pazartesi Rochester’da You Can’t Catch Me kitabımı okuyacağım, Heyens’lerde kalacağız ve onları bizimkilerle birlikte yemeğe çıkaracağız. Neyse ki babamın morali eskisinden çok daha iyi. Ertesi gün Syracuse’da Toby Wolff ve onun bazı yazar arkadaşlarıyla öğle yemeği yiyeceğiz, geceyi de güzel üniversite şehri Ithaca’da geçireceğiz.

Tesadüfe bak ki yeni romanımdaki [We Were the Mulvaneys] karakterlerden biri şu an Ithaca’da, ki bu çok hoş oldu.

Önümüzdeki ay McCarter Tek Perdelik Oyun Festivali’nde Homesick’in revize edilmiş bir versiyonu sahneleyecek. Gelmek ister misin? Dolabımda birikmiş daha birçok günlük var. Annemleri de gelmesi için teşvik etmeye çalışıyorum. Programım henüz netleşmedi ancak festival neredeyse 9 Haziran’dan 18 Haziran’a kadar sürecek ve gerçekten mükemmel oyun yazarları (Jane Anderson, Wendy Wasserstein) olacak…

Ajans seçiminde iyi şanslar! Ray’in de selamı var.

Sevgiler,

Joyce

 

 

 

[1] Oates burada Ecco Yayınevi’ni kastediyor (ç.n.).

[2] Ray derken eşi Raymond J. Smith’i kast ediyor (ç.n.)

[3] Oates, Türkçeye Siren Yayınları tarafından 2008 yılında Can Ateşi olarak çevrilen Foxfire: Confessions of a Girl Gang kitabının Foxfire adıyla filmleştirilmesinden bahsediyor. Film 1950’lerin Foxfire adında kızlardan oluşan bir çeteden bahsediyor (ç.n.).

[4] Parcheesi: Orijinal adı Pachisi olan kökeni Hint kültürüne ait, zar ile oynanan masa oyununun Amerikan üretimi.

[5] Oates burada Fred Oates derken babası Frederick’i kast ediyor (ç.n.)

[6] p.c. derken Oates political correct demek istiyor yani belli grupları rencide etmemeye özen gösteren üslup veya davranış (ç.n.)

NOT: Greg Johnson’ın editörlüğünü yaptığı ve mart ayında Akashic Books’tan çıkacak olan Joyce Carol Oates’un Letters to a Biographer adlı kitabından.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Van’da genç yazarlara, “Fikirden Kurmacaya Bir Öykü Yaratmak” isimli bir atölye veren Serpil Canalan bu yolculuğunu “Bir Çizgili Defter Meselesi” yazısıyla kaleme aldı.

Bağlantı profilde.

@serpilcnln
...

Mehmet Can Şaşmaz, “Ceza” isimli öyküsüyle Yazı İşleri’nde!

Bağlantı profilde.

@mehmetcansasmaz
...

Ahmet Erkam Saraç, “Sakın Efsane Söyleme” isimli öyküsüyle Yazı İşleri’nde!

@aerkamsarac

Bağlantı profilde.
...

Oğuz Dinç, “Herkesin Derdi Kendine” isimli öyküsüyle Yazı İşleri’nde!

@oguzdinc_official

Bağlantı profilde.
...

Dilara Ulu, “İzafi Mesele” isimli öyküsüyle Yazı İşleri’nde!

@dileabag

Bağlantı profilde.
...

Mehmet Can Şaşmaz, “Ödül” isimli öyküsüyle Yazı İşleri’nde!

Bağlantı profilde.

@mehmetcansasmaz
...

Hatice Tosun, Duygu Terim’in “Aslında Her Şey Yolunda” kitabı üzerine yazdı.
Yazı İşleri’nde okuyabilirsiniz.

Bağlantı profilde.

@htc.tsn
@duyguterimm
@notoskitap
...

Patricia Engel’in “Aida” isimli öyküsü Zeynep Rade çevirisiyle Yazı Işleri’nde.

Link bağlantıda.

@patricia__engel @zeyneprade
...

Gizem Eroğlu, Sergey Arno’nun “Kapılar” isimli öyküsünü Yazı İşleri için çevirdi.

Bağlantı profilde.

@gizemm.eroglu
...

Taner Gülen, “Veçhe Farkı” isimli yeni denemesiyle Yazı İşleri’nde.

“Onca şahesere rağmen yazmayı sürdürürüz. Bir yere varmayacağını bildiğimiz bir devamlılığın eline bırakırız kendimizi. Eğer tersi geçerli olsaydı Shakespeare’den, Dostoyevski’den, Kafka’dan, Joyce’tan sonra hiç kimse kalem oynatmaya, tek bir laf etmeye kalkmazdı.”

Bağlantı profilde.
...

Yavuz Yavuzer, yakın zamanda Sel Yayınları’ndan yayımlanan “Âlemciler” isimli öykü kitabının yazarı Zafer Doruk ile söyleşti.

Link bioda.

@zaferdoruk421 @1yavuzyavuzer @selyayincilik
...

Lydia Davis’in yeni kitabı Our Strangers’tan kadınlığın aşamaları ve bir kız çocuğundan bir kadına dönüşmenin kafa karıştırıcılığı üstüne bir yazı, “Hayatımdaki Yeni Şeyler” Yazı Işleri’nde. Müge Oskay çevirdi.

Bağlantı profilde.

@mugeoskay
...

Deniz Büyükbozkırlı, “Yalnızlara Özel Menemen” isimli öyküsüyle Yazı İşleri’nde!

“Menemenimi sahanıyla televizyon karşısındaki sehpaya taşıyorum. Ekranda adamın biri atölyesinde eyer yaparken atının geçirdiği kazayı, bacağındaki yarayı anlatıyor. Dünyaya at olarak gelmek ister miydim? Sağlam bir çifte atıp dört nala kaçmak? Aklım hep başka yerde, hep yanlış yerde…”

Link profilde.

@denizaybozkir
...

Şenay Eroğlu Aksoy, Boşluğun Kıyısı isimli öyküsüyle Yazı İşleri’nde!

Bağlantı profilde.

@senay.eroglu.aksoy
...

Salihcan Sezer, Cemil Kavukçu’nun yeni kitabı “Gölgeli Muhabbetler” üzerine yazdı.
Yazı İşleri’nden okuyabilirsiniz.

Bağlantı profilde.

@monbey
@canyayinlari
...

Senem Balaban, Olive Senior’ın “Lolipop” isimli öyküsünü Yazı İşleri için çevirdi.

Bağlantı profilde. 📌

@sen_emba_laban
...

Fırat Yılmaz, “Bamyasker” isimli yeni öyküsüyle Yazı İşleri’nde.

“Bamyaskerler hepinize söylüyom. Düzgünce diziliverin bakalım şimdi. Sen büyük bamyasker! Senin görevin en son kurumak. Sen kuruyunca tüm hepiniz kuruyacak. Öyle gelip, toplucam sizi. Oldu mu? ... Oldu komutanım Samet Paşa!”

Link bioda.

@firatyilmaz12
...

Yakın zamanda YKY’den yayımlanan “Ustam Diyorum Öldü” adlı kitabının ardından Makbule Aras Eyvazi ile Yavuz Yavuzer söyleşti. Link bioda.

@arasmakbule @1yavuzyavuzer @yky_yayinlari
...

Zeynep Rade`nin çevirisiyle "Bir Biyografi Yazarına Mektuplar - Joyce Carol Oates" şimdi Yazı-İşleri`nde. Link profilde. 📌
@zeyneprade
#birbiyografiyazarınamektuplar
...

Gülcan Ayral, Erkan Karaaslan’ın “Kaplumbağalar Ölmesin” kitabı üzerine yazdı.
Yazı İşleri’nde okuyabilirsiniz.

Bağlantı profilde.

@erkan__karaaslan
@gulcanayral
@selyayincilik
...

Yazı İşleri


Künye

Yayın Yönetmeni

Murat Çelik


Yayın Kurulu

Duygu Değirmenci

Elif Yeşilkaya

Eris İnal

Fırat Yılmaz

Gülcan Ayral

Hatice Tosun

Müge Oskay

Salihcan Sezer

Tolga Esat Özkurt

Yavuz Yavuzer

İletişim

[email protected]

Press ESC to close