Acil Sütanne Aranıyor – Senem Balaban

“Dikkat ettin mi, bazı adamlar var, bir an göz göze gelmeyegör, yavru köpek gibi beklentili bakışlarını dikiyorlar üzerine.”

Suna, en yakın dostu Aylin’e kâh “benim ol”, kâh “beni kurtar” diyen bu bakışları açıklamakta zorlanacağını hissediyordu. “Benim ol” bakışlarını daha anlaşılır, dolayısıyla bir parça daha kolay sineye çekilir buluyordu ama “beni kurtar” bakışları… İğreniyordu onlardan. Aylin Suna’nın tahmin ettiği üzere yanlış soruyu sordu: “Yavru köpek gibiyse tatlı değil mi aslında?”

Suna konuya balıklama dalmadan önce bütün enerjisini toplamaya çalıştı, gözünü ötedeki saksıya dikti. Aylinciğinin sohbet arası boşluklarına katlanamayıp araya giriveren insanlardan olmaması ne büyük şanstı. “O bakışlar köpekte tatlı, çocukta tatlı. Erkeğin kurtarıcı bekleyeni daha ziyade tiksindirici geliyor bana. Çok çocukça bir arzu bu: ‘Beni kurtar.’ Sevmediğim karımdan, sinir bozucu çocuklarımdan, boka batmış hayatımdan, içimdeki boşluktan, kendimden…”

Aylin omuz silkti. “Erkek sonuçta be Suna, diker gözünü bakar, işi ne? Sen neden bu kadar sinirleniyorsun?”

“Sinirleniyorum işte. Ne hakkın var, diyorum ya! Benden bir şey beklemeye ne hakkın var? Sokaktan geçen insanım ben, git ananı başka yerde ara.”

Aylin anlamıyordu. Suna Aylin’in anlamamasını biraz anlıyordu, çünkü neden feci bir haksızlığa uğramış ya da alanına girilmiş hissettiğini kendi de bütünüyle kavrayamıyordu. “Sana gözünü dikip bakan kediler gibi gör geç şu herifleri,” diyordu içinde cılız bir fısıltı. Ayrıca kadını erkeği yaşlısı genciyle, sabit duran kişinin, hareket edeni detaylı incelemeye tabi tutması, hatta bunu kendine hak bilmesi yurdumuzun şanındandı. Defiledeymişsin gibi gözden kaybolana kadar seni izleyen, egzotik bir hayvanmışsın gibi sana denk gelince şaşkınlıkla karışık bir keyifle üzerine sabitlenen bakışlar her yerde hep vardı, onlar da fazlasıyla rahatsız ediciydi.

Lakin konu başkaydı şimdi, Suna’nın ateşi farklı yerden yanıyordu. Kulağındaki baskın sesin heriflere iki çift lafı vardı: “Git büyük aşkını başka yerde ara lan. Seni güya çok sevdiği için, ama muhtemelen sadece çok pohpohladığı ya da görünüşte tam hayalindeki kadın tipine uyduğu için sevdiğini sandığın kadınını gönlünce arayabilirsin, buyur. Ama öte tarafa bak. Bir yerde yıkılınca hemen başka büyük aşk arayışına girmene sebep olacak hayallerini git başka kadınlara yapıştır.”

Geçenlerde vapurdaki ihtiyar amcayla bile aynı şeyi yaşamıştı. Amca epey kabuğuna çekilmiş göründüğünden gidip onun karşısındaki koltuğa oturmuştu. Amacı huzur içinde çantasındaki keki yerken denizi izlemekti. Keki yemeye başlayınca “İkram etmeli mi, etmemeli mi” tereddütüyle yüzüne baktığı adam çok kibar ve ağır bir tavırla “Afiyet olsun,” demişti. Suna teşekkür etmiş, iç dünyasına hemen geri dönmüştü fakat adama nezaketi için, ama daha da ziyade, orada diyet ödemeden kendi halinde var olmasına izin verdiği için şükran duymuştu. Bir süre sonra kafasını kaldırınca bakışları karşılaştığında Suna hiç çekinmeksizin artık güvenmekte olduğu yol arkadaşının gözlerinin içine doğru, bir çocuğa gülümsercesine içten gülümsemişti. Ve işte öylelikle olan olmuştu. Adam gitgide kişiselleşen sorular sormaya başlamış, sonunda belaltı konulara girmiş, Suna’nın sertleşen yüz ifadesine aldırmadan birlikte çay bahçesine gitmeyi teklif etmişti. Seksenlik ihtiyarın dahi azıcık şefkat görünce nasıl ilgisiz kalmış çocuk misali şımarabildiğine şaşkınlıktan dili tutulmuştu Suna’nın. Sinirlenememişti. Amcanın de ineceği durak olduğunu bildiği Eminönü’ne kadar beklemeden Beşiktaş’ta kendini dışarı atmış, peşinden gelmesin diye ona erkek arkadaşıyla buluşacağını söylemişti.

Aylin’e ise şöyle demekle yetindi: “Bıktım gözlerinde ‘karşı cins’ten başka bir şey olmamaktan. İnsan gibi görülmemekten… Seni kafalarındaki resme sıkışmaya zorluyorlar, reddedince saldırıyorlar. Ben benim ya! Onlarla ilgisi yok benim bakışımın, duruşumun, görünüşümün. Benim onlarla ilgim yok. Gitsinler başımdan.”

Aylin sustu, kahvesini içti. Ne düşünüyor, tahmin edebiliyordu Suna. O zaman bakışlarına sunma kendini, süslenip püslenme… Erkekleri tamamen sil hayatından. Suna’ya göre tam da erkek bakışının yansımasıydı bu. Ya hep ya hiç. Siyah-beyaz, fazlaca rasyonel… A ise B… Aylin’in karşı safa geçip onu eleştirmesi Suna’yı incitirdi hep. O anda konuşarak değilse de kimseye çaktırmadan çimdik atan kardeş gibi eleştiriyordu. Suskunluğuyla… Eski tartışmalarının yankısı vardı suskunluğunda.

Suna mevzubahis nazarı anlatmaya devam etti: “Çeksin gözünü gözümün içinden kardeşim! Bu yazılı olmasa da kuraldır. Bu kadar mı, bunu da bilmeyecek ya da bildiğini hiçe sayacak kadar mı yaralısın?” Sustu. Kafası karıştı. Sonra yeni bir öfke dalgasıyla sürdürdü: “Tamam, sokaktan gelip geçen adamları boş verelim. Çıktıklarımdan bazıları var, Aylin, inanamazsın!”

Aylin’e hafif can geldi. Randevu dedikodularını severdi. Ağzı sulandıracak bir hikâye gelmesini umdu. Yirmi yıldır evliydi, kocasını çok seviyor, ayrılmayı, hele aldatmayı asla düşünmüyordu. Öte yandan, çocuklarının üniversiteye girmesiyle sıkılmak için zaman bulmaya başladı beridir hayatına Suna’nın gönül işleriyle dolaylı renk katmak hoşuna gidiyordu. İkisi buna “sektirmeli heyecan” diyorlar, bu uydurma tabiri pek seviyorlardı. Yine de Aylin, Suna öfkeliyken yakışık almayacağını hissettiğinden heyecanını belli etmemeye çalıştı.

“Sohbet yoksa, susuluyorsa… Sevgilin de değilse karşındaki, o insanın gözüne iki saniyeden fazla bakamazsın. Bir de böyle psikopat gibi… Kırpmadan.” Güldüler. Çok güldüler, çünkü Suna göz kırpmadan bakan adam taklidini bayağı iyi yapmıştı; fakat gülüşlerinin yüksek dozunda, hafif gerilen ortamı yumuşatmaya dair ortak bir niyetin de etkisi vardı. “En fenası o bakış zaten. İçime işlediğini sandıkları o yoğun, ısrarcı bakış.… ‘Sikici’ sandıkları bakış.” Yine çok güldüler. Bu sefer sadece laf komik geldiği için. Herhangi bir kelimeyi komik bulup gülen iki küçük çocuk gibi… Suna teşviği almışken neşeyle devam etti, Aylin de dinlerken sürekli kıkırdıyordu: “Ben âşık olduğum kişilerin gözüne bile birkaç saniyeden fazla bakmadım kardeş sen hayırdır ya? Yuh yani yuh!” Gülüyordu ama ciddiydi. Âşık da olsan müddeti vardır göz içine bakmanın, bir yerden sonra ihlale girer. Biraz düşünceli olacaksın. Buydu fikri.

“Hesaplı hesaplı hareketler… Kafaya bak sen: Gözümün içine dikecek gözünü, beni manipüle edecek, benim de ona baktığımı görünce, bakışına karşılık verdiğimi anlayınca rahat nefes alacak. O beni beğendi ya… Veya lütfedip bana razı oldu Aylinciğim, hiç bilemeyiz… İstiyor ki ben de ona karşı boş olmayayım. Aman ha, reddedilirse çok canı acır.” Nefeslenmek için bir yudum kahve içti. “Abi, rahatsız olup başka yere çeviriyorsun bakışlarını… Beyefendi alınmasın diye de etrafı inceler gibi yapıyorsun. Ya da gözlerin dalmışçasına ufka bakıyorsun… O zaman da, yok ‘Ne düşünüyorsun?’, yok ‘Uzaklara daldın’, yok ‘Sıkıldın mı?’ Kendi huzursuz oldu, seni de huzursuz ediyor. Lan bi’ git Allah aşkına bi’ çe kil giiiit! On dakika önce tanıştığın insana bunları sormazsın ya! Çocuk gibiler yemin ediyorum! Valla yıldım!” Gülmeye devam… “Herkes sizi düşünsün, sizi korusun kollasın. Ne kadar güzel. Size annenizle mutluluklar dilerim beyler!” Asker selamı…

“Ay Suna şov yaptın resmen! Ne zamandır bu kadar gülmemiştim, Allah razı olsun valla.”

Aylin aradığı ateşli ya da romantik hikâyeleri bulamamıştı ama bu şov da gününü aydınlatmaya yetmişti. Suna’nın daha diyecekleri vardı, almıştı sazı bir kere, en çok alkış aldığı noktada elinden bırakmaya niyetli değildi. Seyircisi de iyi karşılık veriyordu hazır…

“Efendim öteki de diyor ki neden hemen buluşmuyormuşuz, merak etmiş. Ne işim varmış? Kardeş, iki saniye önce tanıştık el insaf ya!”

Gösterinin bitmediğini anlayan Aylin gülmeye devam ederken arkasına yaslandı. Bir sigara yaktı. Suna’ya da ikram etti. Suna sigarayı alıp iki parmağının arasına, dudağına götürdü, Aylin’e cilveli bir bakış attı. “Yakmayacak mısın?” Aylin yudumlamakta olduğu kahveyi püskürten bir kahkaha daha attı ve “sikici” denebilecek bakışlarla “Elbette hanfendi” diyerek sigarayı yaktı.

“Ne diyordum? Ha, neden hemen buluşmuyoruz diyor. Sana ne ya! Ben sana şimdi oturup hayatımın detaylarını mı anlatayım? Şu gün şuyum var bugün buyum var diye… Töbe yarabbim, ya sabır. Daha neler var Aylin. Dansöz gibi kıvırmalar, bana göre konum almalar. Ah! Deliricem! Bir adam olamadınız lan! Bir erkek göremedik şu hayatta. Yok, vallahi yok!” Sigarasına baktı, son cümlesinden kalan gülüşü yüzünde, derin bir nefes çekti, dudaklarından fırlayan uzun dumanı izledi. “Saçma sapan laflar edip sonra şaka yaptım demeler… Oh ne güzel bulmuşlar yolunu. Delikanlı olmayın iki dakka aman, incinirsiniz. Süt çocukları! Gidin kendinize sütünü emecek bir meme bulun. Süt anne bulun.”

Bu kez Aylin yapıştırdı: “İlan açalım. Acil sütanne aranıyor, diye!” Artık gülerken gözlerinden yaşlar geliyordu. Biraya geçecek kadar keyiflenmişlerdi. Ecnebi biralarından söylemeye karar verdiler. Zaten bir taneden fazla içemiyorlardı genelde.

“Ee, başka yok mu deyt macerası?” diye tekrar dürttü Aylin kovanı.

“Var canım, olmaz mı? Ama bundan komedi çıkar mı bilmem.”

“Olsun, anlat sen.”

“Bir çocukla buluştuk, zar zor bir saat falan oturduk kafede. Ortak hiçbir yanımız yok, ne benim anlattıklarım onun ilgisini çekiyor, ne onunkiler benim… Üstelik hiç komik değil ve kendini komik sanıyor. Dahası, senden gülmeni bekliyor. Cehennem… O da benim için soğuk nevale demiştir heralde. Nazik olacağım diye gülmek zorunda hissetmedim çünkü.”

“Aa, yazık kız.”

“Ya, daha doğrusu halim yoktu Aylin. Komik olmayan bir şeye gülmek çok enerji istiyormuş. Vallahi hiç havamda değildim bebek eğleyecek.”

“Doğru söylüyorsun aslında. İşten arkadaşın amatör stand up’ına gitmiştim de canım çıkmıştı güleceğim diye. Zerre komik değildi.”

Biralar geldi, tokuşturuldu, son yıllarda moda olduğu üzere şişeler masaya vuruldu, ilk yudumlar alındı, ohlar çekildi. Biralar güzeldi. Verdikleri paraya değeceğini konuştular. Parasına değen ürünlerden açılan konu bir süre giysi ve kozmetiğe kaydı. Oradan nasıl olduysa emlak piyasasına, ardından arkadaşları Şule’nin yeni arabasına, eski komşuları Ayten Teyze’nin hastalığına, Aylin’in babası, abisi, yengesi ve annesine, annesinin yengesiyle kavgasına, Suna’nın annesine, yaşlanma karşıtı ürünlere ve nihayet yeniden Suna’nın yarım kalan kötü deyt anısına geldi.

“Ee, komik olmayan adamı anlatıyordun.”

“Hah. Velhasılıkelam biz birbirimizi bir daha aramadık. Ta ki…” Birasından bir yudum aldı. Tekrar tokuşturma faslı, sigara, çakmak, nerde çakmak, şurda, bir dakika, kız mesaj atmış, ha, tamam, önemli değil, devam et… “Aradan dört ay falan geçti, bu bana mesaj yazdı. ‘Selam, nasılsın?’ gibi bir şey. Yahu… Neyse, anlatayım, sen yorum yap. Mesajı okumadan silmek istedim aslına bakarsan ama dedim, dur bakalım, insan bu karşındaki, belki bir derdi, ihtiyacı var. Ses kaydı yaptım buna. Dedim ki… Bak, açık açık… Dedim ki ‘Biz aylardır konuşmuyoruz seninle. O yüzden şaşırdım yazmana. Bir derdin falan mı var? Ne bileyim, yalnız falan hissettin, konuşacak kimseyi mi bulamadın? Değilse eğer, flört içinse açık söyleyeyim, yanlış yerdesin.’ Aylin, bak, yazmadım, ses kaydı yaptım diyorum, ki sert konuşuyorum sanmasın. Son derece de insani tonda konuştum.”

“Ee, ne cevap geldi? İyi karşılamadı diye tahmin ediyorum.”

“Karşılamadı. Bir mesaj döşenmiş… Sinirden cevap vermeden sildim. Yoksa gösterirdim sana. Amacı flört olsa bunca ay niye beklesinmiş, alt tarafı hatrımı sormuş, insanlık ölmüş…”

Aylin dayanamayıp araya girdi: “Bir kere asıl dört ay sonra birine yazmak tam flört hareketi değil mi? Belli ki telefon rehberini şöyle bir taramışsın işte.” Uzun kahkahalar… Çlink. Sigara.

“İşte böyle bacım. Gördüğün üzere her yerden bir başka türlü iki yaşında çocuk fırlıyor. Bilmiyorum, bende de bir yanlışlık olsa gerek. Fazla mı müşkülpesentim, fazla mı alaycıyım, gıcığım?” Duraksadı. “Kibirli miyim? Fazla bir şeylerim, bunu hissediyorum, ama tam olarak ne olduğunu bulamıyorum.” Hüzünlenmişti. Yorgun hissediyordu. Yalnız hissediyordu. Kafasını kaldırdı, Aylin’in sevecen bakışlarıyla karşılaştı. Yargısız bakışlar. Gören bakışlar… Eleştirilmediğine duyduğu minnet gözlerini ıslattı.

Bir süre konuşmadan oturup sigara içtiler, biralarını bitirdiler. Aylin arkadaşının derdini topyekûn kavramıştı. Entelektüel olarak değil. Kalbine nüfuz etmişti Suna’nın his ve açmazları. Evet, kesinlikle kibir vardı söylediklerinde, öfkesi de orantısızdı belki, hatta belki de tüm bunlarla zerre ilgisi olmayan bazı zavallı, masum adamlar sırf bakışları Suna’nınkilerle tesadüf etti diye bu öfkeye maruz kalmışlardı, kim bilir; ama komple haksız da değildi Suna ki haksız olsaydı bile serzenişi çok gerçek, acısı ortadaydı. Ne fark ederdi? Şikâyeti ile tepkisini terazi kefelerine pay edip tartmak arkadaşlığa sığmazdı. Suna’yı seviyordu, acısı onu üzüyordu.

Suna’ya gelince o misafirlikten eve dönerken babasının kucağında uyuyakalmış çocuk gibi huzurluydu o an. Yıllar önce bir kere lisenin pilav gününde birinin kendisinden “Aylin’in Suna” diye bahsettiğini duymuştu da hem sinirine hem gururuna dokunmuştu Aylin üzerinden tanımlanmak. Şimdi ise zihninde yankılanıyordu “Aylin’in Suna” kelimeleri ve yüreği kabarıyordu, ılık, yumuşak, pamuğumsu bir şeyler yayılıyordu içine. Gurur duyuyordu Aylin’in Suna olmaktan. Aidiyeti ailesinde, işinde ya da erkeklerde bulamamıştı belki; ama Aylin vardı ve artmasa da yeterdi. Nasıl unutmuştu onu kardeşten öte sevdiğini? Bunlar kısmen biraya ait, kısmen biranın hatırlattığı, azıcık da Suna’nın daima bilincinde olduğu hislerdi. Yarından itibaren abarttıkları silinecek, bildiğinin çoğunu yine unutmaya başlayacaktı, küçük çapta hatırladıklarıyla yetinecekti ancak Aylin’in bugünkü bakışını hiç unutmayacak, zor anlarda o bakışa tutunacak, kurtuluşunu onda arayacaktı. Farkında olmadan, tiksindiği adamlarla aynı kaderi paylaşarak…

SENEM BALABAN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Van’da genç yazarlara, “Fikirden Kurmacaya Bir Öykü Yaratmak” isimli bir atölye veren Serpil Canalan bu yolculuğunu “Bir Çizgili Defter Meselesi” yazısıyla kaleme aldı.

Bağlantı profilde.

@serpilcnln
...

Mehmet Can Şaşmaz, “Ceza” isimli öyküsüyle Yazı İşleri’nde!

Bağlantı profilde.

@mehmetcansasmaz
...

Ahmet Erkam Saraç, “Sakın Efsane Söyleme” isimli öyküsüyle Yazı İşleri’nde!

@aerkamsarac

Bağlantı profilde.
...

Oğuz Dinç, “Herkesin Derdi Kendine” isimli öyküsüyle Yazı İşleri’nde!

@oguzdinc_official

Bağlantı profilde.
...

Dilara Ulu, “İzafi Mesele” isimli öyküsüyle Yazı İşleri’nde!

@dileabag

Bağlantı profilde.
...

Mehmet Can Şaşmaz, “Ödül” isimli öyküsüyle Yazı İşleri’nde!

Bağlantı profilde.

@mehmetcansasmaz
...

Hatice Tosun, Duygu Terim’in “Aslında Her Şey Yolunda” kitabı üzerine yazdı.
Yazı İşleri’nde okuyabilirsiniz.

Bağlantı profilde.

@htc.tsn
@duyguterimm
@notoskitap
...

Patricia Engel’in “Aida” isimli öyküsü Zeynep Rade çevirisiyle Yazı Işleri’nde.

Link bağlantıda.

@patricia__engel @zeyneprade
...

Gizem Eroğlu, Sergey Arno’nun “Kapılar” isimli öyküsünü Yazı İşleri için çevirdi.

Bağlantı profilde.

@gizemm.eroglu
...

Taner Gülen, “Veçhe Farkı” isimli yeni denemesiyle Yazı İşleri’nde.

“Onca şahesere rağmen yazmayı sürdürürüz. Bir yere varmayacağını bildiğimiz bir devamlılığın eline bırakırız kendimizi. Eğer tersi geçerli olsaydı Shakespeare’den, Dostoyevski’den, Kafka’dan, Joyce’tan sonra hiç kimse kalem oynatmaya, tek bir laf etmeye kalkmazdı.”

Bağlantı profilde.
...

Yavuz Yavuzer, yakın zamanda Sel Yayınları’ndan yayımlanan “Âlemciler” isimli öykü kitabının yazarı Zafer Doruk ile söyleşti.

Link bioda.

@zaferdoruk421 @1yavuzyavuzer @selyayincilik
...

Lydia Davis’in yeni kitabı Our Strangers’tan kadınlığın aşamaları ve bir kız çocuğundan bir kadına dönüşmenin kafa karıştırıcılığı üstüne bir yazı, “Hayatımdaki Yeni Şeyler” Yazı Işleri’nde. Müge Oskay çevirdi.

Bağlantı profilde.

@mugeoskay
...

Deniz Büyükbozkırlı, “Yalnızlara Özel Menemen” isimli öyküsüyle Yazı İşleri’nde!

“Menemenimi sahanıyla televizyon karşısındaki sehpaya taşıyorum. Ekranda adamın biri atölyesinde eyer yaparken atının geçirdiği kazayı, bacağındaki yarayı anlatıyor. Dünyaya at olarak gelmek ister miydim? Sağlam bir çifte atıp dört nala kaçmak? Aklım hep başka yerde, hep yanlış yerde…”

Link profilde.

@denizaybozkir
...

Şenay Eroğlu Aksoy, Boşluğun Kıyısı isimli öyküsüyle Yazı İşleri’nde!

Bağlantı profilde.

@senay.eroglu.aksoy
...

Salihcan Sezer, Cemil Kavukçu’nun yeni kitabı “Gölgeli Muhabbetler” üzerine yazdı.
Yazı İşleri’nden okuyabilirsiniz.

Bağlantı profilde.

@monbey
@canyayinlari
...

Senem Balaban, Olive Senior’ın “Lolipop” isimli öyküsünü Yazı İşleri için çevirdi.

Bağlantı profilde. 📌

@sen_emba_laban
...

Fırat Yılmaz, “Bamyasker” isimli yeni öyküsüyle Yazı İşleri’nde.

“Bamyaskerler hepinize söylüyom. Düzgünce diziliverin bakalım şimdi. Sen büyük bamyasker! Senin görevin en son kurumak. Sen kuruyunca tüm hepiniz kuruyacak. Öyle gelip, toplucam sizi. Oldu mu? ... Oldu komutanım Samet Paşa!”

Link bioda.

@firatyilmaz12
...

Yakın zamanda YKY’den yayımlanan “Ustam Diyorum Öldü” adlı kitabının ardından Makbule Aras Eyvazi ile Yavuz Yavuzer söyleşti. Link bioda.

@arasmakbule @1yavuzyavuzer @yky_yayinlari
...

Zeynep Rade`nin çevirisiyle "Bir Biyografi Yazarına Mektuplar - Joyce Carol Oates" şimdi Yazı-İşleri`nde. Link profilde. 📌
@zeyneprade
#birbiyografiyazarınamektuplar
...

Gülcan Ayral, Erkan Karaaslan’ın “Kaplumbağalar Ölmesin” kitabı üzerine yazdı.
Yazı İşleri’nde okuyabilirsiniz.

Bağlantı profilde.

@erkan__karaaslan
@gulcanayral
@selyayincilik
...

Yazı İşleri


Künye

Yayın Yönetmeni

Murat Çelik


Yayın Kurulu

Duygu Değirmenci

Elif Yeşilkaya

Eris İnal

Fırat Yılmaz

Gülcan Ayral

Hatice Tosun

Müge Oskay

Salihcan Sezer

Tolga Esat Özkurt

Yavuz Yavuzer

İletişim

[email protected]

Press ESC to close