Zafer Doruk ile Söyleşi – Yavuz Yavuzer

Âlemciler on dört öyküyle, Ocak 2024’te okura merhaba dedi. Dosyanızın kitaplaşma sürecini ve o süreçte deneyimlediklerinizi bizimle paylaşabilir misiniz?

Âlemciler’deki öyküler, çatısını kurduktan sonra kafamda uzun süre gezdirdiğim öykülerdi. Bu süreç içinde anlatım biçimleri netleşti, karakterler yavaş yavaş canlanmaya başladı; sadece kâğıda dökülmeyi bekliyorlardı. Biraz yalnız kalmamın iyi olacağını düşündüm, zorlu bir süreçten geçiyordum. Yazı masasının başına Milas’ta, denizin çevrelediği bir köyde, yazlık bir evde oturdum. Orada kaldığım dört ayda keyifli, tutkulu bir çalışma süreci yaşadım, aşağı inip denize giriyor, karnımı doyuruyor, çalışmaya koyuluyordum.  Karakterlerle, mekânlarla, ayrıntılarla, dilin incelikleriyle baş başa olduğum günlerdi. Son noktayı koyup yayınevine gönderdiğimde kendimi kuş gibi hissettim, en zorlu aşama da editörümle yaptığımız çalışmaydı.

Âlemciler’i çalışırken, editörünüz Zarife Biliz’in yönlendirmeleri neler oldu? Bu yönlendirmeler sizi nasıl şekillendirdi?

Zarife Hanım, bugüne kadar tanıdığım, çalışma tarzını sevdiğim iyi bir editör. Buna ek olarak, mesleği konusunda özel niteliklerini de gördüm. Kırmadan, incitmeden; bir arkadaşlık, dostluk havası içinde çalışırken, edebiyat bilgisiyle, birikimiyle, ayrıca iyi bir şair olarak da yazara yeni ufuklar açıyor; bunu metin üzerine fikirler üreterek, önerilerde bulunarak, seçenekler sunarak yapıyor. Zarife Hanım’la çalışmaktan büyük keyif alıyorum. “Bunu ben nasıl düşünemedim” dediğiniz bir şey söylüyor örneğin; öykünün karakterini yüzde yüz etkileyen bir şey. Birden bütün dengeler değişiyor, yapının büyük bir bölümünü yıkıp yeniden yapıyorsunuz. Zorlu bir çalışma süreci. “Umarım sabrınızı zorlamıyorumdur” diyerek her ne kadar incelik gösterse de benim için yorucu olduğu kadar zevkli de bir çalışma oluyor. Zarife Hanım gibi bir editörle çalışmak bir yazar için önemli bir kazanç diye düşünüyorum.

Önceki iki kitabınızla kıyasladığınızda; konular, karakterler ve anlatım tercihleri bakımından Âlemciler’de nasıl bir değişim hissediyorsunuz?

Yazmak, uzun ve bitmeyen bir yolculuk. Günün yaklaşık üçte ikisinde öykü düşünüyorsanız her gün yeni bir şeyler öğreniyorsunuz. Diliniz, üslubunuz, bakış açınız her kitapta biraz daha değişiyor, her yeni kitaba bir önceki kitapta bulunmayan bir şeyler katıyorsunuz. Katmalısınız da. Âlemciler’de daha yalın, daha tasarruflu bir dil kullandığımı düşünüyorum. Karaktere biraz da içeriden bakmayı, anlatımda bıraktığım boşlukların arasını biraz daha açmayı denedim. Önceki kitaplarımı okuyan okurlardan bu anlamda olumlu eleştiriler aldım. Diğer yandan, öyküler sanki her kitapta biraz daha kısalıyor.

“Sesler” öykünüzün girişinde karakterin huzursuzluğunu net bir şekilde okuyoruz. Bu durum, öyküye hazırlanması bakımından okura konfor sağlıyor. Diğer taraftan şimdiki zamanla anlatım kullanımı her ne kadar zor olsa da akışı hızlandırmış. Anlatıcıyı ve nasıl anlatacağınızı neye göre belirliyorsunuz?

Öykünün gelişi anlatım biçimini de belirliyor. Bakış açısına, karaktere, zamana, olayın nabzına göre düşünüyorsunuz.  Bunu daha iyi nasıl anlatırım diye düşünürken anlatım biçimini de bir yerde yakalıyorsunuz. Hem içeriden hem dışarıdan bakmak istiyorsanız görünmeyen bir Tanrı gibi kişinin her sırrına vâkıf olmanız gerekiyor; onun ne düşündüğünü ne istediğini ne yaptığını bilirsiniz. Olaya ya da bir duruma uzaktan bakmak istiyorsanız yalnız gördüğünüz, duyduğunuz, bildiğiniz kadarını anlatabilirsiniz. Anlatıcıyı karakterlerden biri yapabilirsiniz ya da yazar olarak o karakter bizzat siz olabilirsiniz. Hangi anlatım biçiminin o öykü için daha etkili olacağını, seçenekleri tek tek deneyerek bulabiliyorsunuz.

“Avlular” öyküsünde karşılaştığımız Canan ve adam edilmeye çalışılan dolmuş, “Mağaza” öyküsünde de çıkıyor karşımıza. Birbirine bağlı iki öykü gibi ya da bir devam öyküsü gibi mi yorumlamayız bu durumu?

Bir öyküde olayları sürükleyen bir karakter, bir başka öyküde bir yan karakter olabiliyor. Örneğin, “Kuşçu Kâmil”, aynı mahallede geçen bir başka öyküde de karşımıza çıkıyor, orada yaşıyor çünkü. Kuşlar geçiyorsa öykünün birinde, tanıdık bir karakter olarak Kâmil’in de orada görünmesi öyküye bir işlevsellik katıyor. Mahalledeki dolmuşçu, işleri bozulunca mağazacılık yapmaya karar veriyor ama yine başarılı olamıyor, çünkü mevcut düzende kaybetmeye alışmış birisidir o. Dünyanın sonu değildir; iş aramayı sürdürecek, bu arada karşılaştığı küçük hoşluklarla da avunup mutlu olmaya çalışacaktır. Karakterin birini bir başka öyküde bir başka yönüyle de görünce onu daha iyi tanıyor okur.

“Mağaza” öykünüzle devam edelim. Geçmişteki iş deneyimleri, edinen çevre, kayıplar ve kazanımlar hem “Mağaza” öykünüze hem de kitabın geneline nasıl bir kaynak sağladı?

Hayatımı sürdürmek için ayakkabı satıcılığı, fabrika işçiliği, dernek başkanlığı, kütüphanecilik gibi, yan yana koyunca birbirine çok ters gibi görünen işler yaptım. Bütün bu hengâmeli süreç içinde öykü düşündüm, kafamda öyküler kurdum. Düşünme süreci, yazma sürecinden hep uzun oldu. İlk öykülerimi otuzlu yaşlarımın ortalarında yayımlamaya başladım. Geçinmek için berberlik, komilik gibi çeşitli işler de yaptım bu arada. Bütün bu yaşadıklarım, tanıklığım, gözlemlerim öykü yazma sürecinde; olay, mekân, konu, karakter anlamında bana sağlam veriler, malzemeler sağladı.

Bir önceki yanıtınızda “Kuşçu Kâmil”i anmıştınız. “Âlemciler” öykünüz, Kuşçu Kamil’in dahil oluşuyla harlanmış, ivme kazanmış. Sonlara doğru yoğunlaşan diyaloglar da öyküyü iyice canlandırmış. Bir karakter yaratımı ve gerçekçi diyaloglar oluşturma konusunda nasıl bir yöntemle çalışıyorsunuz?

Öykülerini yazdığım çevreyi yakından gözlemiş olmam, yaşanan hayatlara birebir tanık olmam, öykücülüğüm için büyük bir kaynak oluşturdu. Şehrin çeperlerini oluşturan o çevrenin insanları karakterlerimin can damarlarını oluşturuyor. Öykü dünyasının gerçekliğini, hayatın gerçekliğiyle sınıyorlar bir bakıma. Onları konuşurken dinlemek, parıldayan bir sözcüğü, bir cümleyi seçip bir öyküde yararlanmak üzere almak; konuşma biçimini, eylemle konuşma biçimi arasındaki mizahı, ruh halini, iç dünyanın dışa yansımasını görmek, bir ayrıntı yakalamak, en önemlisi de bunlarla bir öykü karakteri oluşturmak benim için keyifli bir süreç.

Kitap dışında, yazma sürecinize değinecek olursak… Yazı masasının başına geçmek önemli bir mesele. Nasıl başlıyor sizin süreciniz ve kendinizi yazma konusunda nasıl disipline ediyorsunuz? Tıkandığınız durumlarda ya da dönemlerde o çıkmazdan nasıl kurtuluyorsunuz?

Biraz sancılı bir süreç. Sizi artık huzursuz etmeye başlayan yazma eyleminin vakti gelmiştir; yeni bir şey öncesi duyulan heyecan, merak, ortaya nasıl bir şey çıkacağına, nasıl karşılanacağına ilişkin kaygılar… Ama bunu yaratım sürecinin doğal bir sonucu olarak görüp, her durumda, her koşulda bir an önce oturup o ilk cümleyi yazmalı. Tek çıkış yolu bu. Gürültülü bir sokakta, kahvede, yolculukta, evde, istediğim an, istediğim yerde yazabilirim, yeter ki yazma melekelerim o an için hazır olsun. Tıkandığım yerde bırakıyorum. Çünkü imgelemi zorlamanın bir anlamı yok. İmgelem, siz öyküyü dışarıda yaşarken işlemeye başlıyor.  Öyküler masa başında yazılmaz. En azından benim için böyle bu. Uzun bir düşünme süreci gerektiriyor. Öykü, masa başına getirilir ve yazılır. Masa başı çalışması, öykü yazma inceliğini, zarafetini, maharetini gösterebileceğimiz yer. Öykü yazmanın zevkini de genellikle orada çıkarırız.

Metinlerinizle ilgili, çevrenizde ilk okumaları yapan, görüşlerini/eleştirilerini aldığınız kişiler var mıdır? Varsa bu kişiler sizin yazma serüveninizi nasıl etkiledi?

Öykü yazmaya başladığım gençlik yıllarımda, yazdıklarımı yayımlamadan önce, nazımın geçtiği arkadaşlara, benden deneyimli yazarlara fırsat bulduğumda okutur; eleştirilerini, önerilerini beklerdim, bana yararı da olurdu. Ama son yıllarda bu pek olmuyor, kitap yayımlandıktan sonra okur eleştirilerinden yararlanmaya çalışıyorum sadece.

Kitap için ne tür dönüşler aldınız? Siz, özeleştiri yapacak olsanız, “kitapta şu daha iyi olabilirdi” diyebileceğiniz neler var?

Güzel şeyler yazıldı hiç tanımadığım insanlardan, özellikle diğer kitaplarımı da okumuş genç okurlardan olumlu dönüşler aldım. “Şu da olabilirdi” dediğim şey, her yeni kitaptan sonra mutlaka çıkıyor. Özellikle öykü sanatı gibi incelik isteyen, biçim olanakları sonsuz sayıda bir tür olursa. Ne yapsanız sonunda eksik bir şeyler mutlaka gözünüze çarpıyor. Önceki kitaplarınızda denemediğiniz bir şey, yeni bir özellik, fark ettiğiniz o eksikliğe rağmen metni dengede tutabiliyor yine de.

Başucu kitaplarınız, tekrar tekrar okuduğunuz yazar ve/veya kitaplar neler? Çağdaşlarınızdan kimleri okuyorsunuz?

Amerikalı yazar, kirli gerçekçilik akımının öncülerinden sayılan Raymond Carver’in öykülerini döner döner okurum. Yine Amerikalı bir öykücü John Cheveer, Salinger, bizde yeni keşfedilen Rus yazar Andrey Platonov’un, David Constantin’in öykülerini severek okurum. Çehov hep başucumdadır. Türk öykücülerinin öykücülüğümüzde yeniliğin öncüsü kabul ettikleri Sait Faik’i, Vüs’at O. Bener’i, Onat Kutlar’ı, Bilge Karasu’yu sık sık okurum. Cemil Kavukçu, Kâmil Erdem, M. Zaman Saçlıoğlu, Ayşe Sarısayın, Sezer Ateş Ayvaz, Behçet Çelik, Mehmet Erte, şu an aklıma gelen sevdiğim öykücülerden. İlk kitaplarıyla tanıştıktan sonra yeni öykülerini beklediğim öykücüler: Cabir Özyıldız, Polat Özlüoğlu, Türker Ayyıldız, Yeşim Zühal ve adını sayamadığım daha birçok isim.

YAVUZ YAVUZER

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fikirden Kurmacaya Bir Öykü Yaratmak Atölyesi’nin üçüncü öyküsü “Mavi Güneş” Enes Yazan’ın kaleminden Yazı İşleri’nde.

@enesyazan_

Bağlantı profilde.
...

Fikirden Kurmacaya Bir Öykü Yaratmak Atölyesi’nin ikinci öyküsü “Süt” Azra Ertek’in kaleminden Yazı İşleri’nde.

@azrertk

Bağlantı profilde.
...

Fikirden Kurmacaya Bir Öykü Yaratmak Atölyesi’nin ilk öyküsü “Radyo” Arman Yazan’ın kaleminden Yazı İşleri’nde.

@armanyazan_

Bağlantı profilde.
...

“Merhaba, ben Füruzan…”

Murat Uğurlu’nun kaleminden, üç uzun yaz ikindisinde yolunun kesiştiği Füruzan’a veda mektubu “Benim Füruzanlarım” Yazı İşleri’nde.

“İnsan olmak böyle bir şey midir acaba? Beşikten mezara upuzun, harcıâlem, manasız bir huzursuzluk…”

Bağlantı profilde.

@murat.vesaire
...

Van’da genç yazarlara, “Fikirden Kurmacaya Bir Öykü Yaratmak” isimli bir atölye veren Serpil Canalan bu yolculuğunu “Bir Çizgili Defter Meselesi” yazısıyla kaleme aldı.

Bağlantı profilde.

@serpilcnln
...

Mehmet Can Şaşmaz, “Ceza” isimli öyküsüyle Yazı İşleri’nde!

Bağlantı profilde.

@mehmetcansasmaz
...

Ahmet Erkam Saraç, “Sakın Efsane Söyleme” isimli öyküsüyle Yazı İşleri’nde!

@aerkamsarac

Bağlantı profilde.
...

Oğuz Dinç, “Herkesin Derdi Kendine” isimli öyküsüyle Yazı İşleri’nde!

@oguzdinc_official

Bağlantı profilde.
...

Dilara Ulu, “İzafi Mesele” isimli öyküsüyle Yazı İşleri’nde!

@dileabag

Bağlantı profilde.
...

Mehmet Can Şaşmaz, “Ödül” isimli öyküsüyle Yazı İşleri’nde!

Bağlantı profilde.

@mehmetcansasmaz
...

Hatice Tosun, Duygu Terim’in “Aslında Her Şey Yolunda” kitabı üzerine yazdı.
Yazı İşleri’nde okuyabilirsiniz.

Bağlantı profilde.

@htc.tsn
@duyguterimm
@notoskitap
...

Patricia Engel’in “Aida” isimli öyküsü Zeynep Rade çevirisiyle Yazı Işleri’nde.

Link bağlantıda.

@patricia__engel @zeyneprade
...

Gizem Eroğlu, Sergey Arno’nun “Kapılar” isimli öyküsünü Yazı İşleri için çevirdi.

Bağlantı profilde.

@gizemm.eroglu
...

Taner Gülen, “Veçhe Farkı” isimli yeni denemesiyle Yazı İşleri’nde.

“Onca şahesere rağmen yazmayı sürdürürüz. Bir yere varmayacağını bildiğimiz bir devamlılığın eline bırakırız kendimizi. Eğer tersi geçerli olsaydı Shakespeare’den, Dostoyevski’den, Kafka’dan, Joyce’tan sonra hiç kimse kalem oynatmaya, tek bir laf etmeye kalkmazdı.”

Bağlantı profilde.
...

Yavuz Yavuzer, yakın zamanda Sel Yayınları’ndan yayımlanan “Âlemciler” isimli öykü kitabının yazarı Zafer Doruk ile söyleşti.

Link bioda.

@zaferdoruk421 @1yavuzyavuzer @selyayincilik
...

Lydia Davis’in yeni kitabı Our Strangers’tan kadınlığın aşamaları ve bir kız çocuğundan bir kadına dönüşmenin kafa karıştırıcılığı üstüne bir yazı, “Hayatımdaki Yeni Şeyler” Yazı Işleri’nde. Müge Oskay çevirdi.

Bağlantı profilde.

@mugeoskay
...

Deniz Büyükbozkırlı, “Yalnızlara Özel Menemen” isimli öyküsüyle Yazı İşleri’nde!

“Menemenimi sahanıyla televizyon karşısındaki sehpaya taşıyorum. Ekranda adamın biri atölyesinde eyer yaparken atının geçirdiği kazayı, bacağındaki yarayı anlatıyor. Dünyaya at olarak gelmek ister miydim? Sağlam bir çifte atıp dört nala kaçmak? Aklım hep başka yerde, hep yanlış yerde…”

Link profilde.

@denizaybozkir
...

Şenay Eroğlu Aksoy, Boşluğun Kıyısı isimli öyküsüyle Yazı İşleri’nde!

Bağlantı profilde.

@senay.eroglu.aksoy
...

Salihcan Sezer, Cemil Kavukçu’nun yeni kitabı “Gölgeli Muhabbetler” üzerine yazdı.
Yazı İşleri’nden okuyabilirsiniz.

Bağlantı profilde.

@monbey
@canyayinlari
...

Senem Balaban, Olive Senior’ın “Lolipop” isimli öyküsünü Yazı İşleri için çevirdi.

Bağlantı profilde. 📌

@sen_emba_laban
...

Yazı İşleri


Künye

Yayın Yönetmeni

Murat Çelik


Yayın Kurulu

Duygu Değirmenci

Elif Yeşilkaya

Eris İnal

Fırat Yılmaz

Gülcan Ayral

Hatice Tosun

Müge Oskay

Salihcan Sezer

Tolga Esat Özkurt

Yavuz Yavuzer

İletişim

[email protected]

Press ESC to close